Bu sorunun cevabı yaşadığınız ülkeye göre değişebilir. Ancak Türkiye’de cilt sağlığına erişimin belirli ölçülerde sınıfsal bir boyutu olduğunu söylemek mümkün.

Çünkü cilt sağlığı yalnızca kullanılan ürünlerden ibaret değildir. Doğru bilgiye ulaşabilmek, güvenilir kaynakları ayırt edebilmek, gerektiğinde uzman desteği alabilmek ve uygun ürünleri sürdürülebilir şekilde kullanabilmek de cilt sağlığının önemli parçalarıdır.

Ne yazık ki bu alanlarda herkes aynı imkanlara sahip değildir.

Türkiye’de cilt sağlığı eğitimi günlük yaşamın doğal bir parçası olarak öğretilmiyor. Okullarda ağız ve diş sağlığına ilişkin temel bilgiler verilirken, cildin yapısı, güneşten korunma, bariyer sağlığı veya ürün seçimi gibi konular çoğunlukla eğitim sisteminin dışında kalıyor.

Evlerimizde öğrendiğimiz rutinler de genellikle diş fırçalamak ve yüz yıkamakla sınırlı oluyor. Oysa cilt, insan bedeninin en büyük organıdır ve yaşam boyunca çevresel faktörlerle sürekli etkileşim halindedir.

Bu bilgi eksikliği, birçok insanı sosyal medya içeriklerine yönlendiriyor.

Bugün milyonlarca kişi cilt bakım rutinlerini dermatologlardan, eczacılardan veya bilimsel kaynaklardan değil; sosyal medya içerik üreticilerinden öğreniyor. Elbette doğru ve faydalı içerikler üreten kişiler de var. Ancak algoritmalar çoğu zaman bilimsel doğruluktan çok dikkat çekici içerikleri öne çıkarıyor.

Sonuç olarak insanlar, kendileri için uygun olup olmadığını bilmeden çeşitli aktif içerikleri kullanmaya başlayabiliyor.

Özellikle son yıllarda asit içerikli ürünlerin yaygınlaşması bunun en belirgin örneklerinden biri. Alfa hidroksi asitler (AHA), beta hidroksi asitler (BHA) ve çeşitli peeling uygulamaları doğru endikasyonlarda etkili olabilir. Ancak yanlış konsantrasyonlarda, yanlış sıklıkta veya birden fazla aktif içerikle birlikte kullanıldıklarında cilt bariyerine zarar verebilirler.

Bilimsel çalışmalar, aşırı eksfoliasyonun transepidermal su kaybını artırabildiğini, cilt bariyerini zayıflatabildiğini ve hassasiyet, kızarıklık ile irritasyona yol açabildiğini göstermektedir.

İşin ironik tarafı ise şu:

Yıllardır “besinleri yiyelim, yüzümüze sürmeyelim” derken, bugün birçok kişi laboratuvarlarda geliştirilmiş aktif içerikleri de aynı bilinçsizlikle kullanabiliyor. Sorun aslında ürünün doğal ya da sentetik olması değil; neyi, neden ve nasıl kullandığımızı bilmemek.

Cilt sağlığı bir lüks olmamalıdır.

Güneş koruyucu kullanabilmek, temel nemlendiricilere ulaşabilmek, güvenilir bilgiye erişebilmek ve gerektiğinde uzman desteği alabilmek herkes için mümkün olmalıdır.

Belki de asıl soru “Cilt bakımı sınıfsal mı?” değil.

Asıl soru şu:

Doğru cilt sağlığı bilgisine ve bilimsel rehberliğe herkes eşit şekilde ulaşabiliyor mu?

Bugün bu soruya gönül rahatlığıyla “evet” diyebilmek ne yazık ki hâlâ zor görünüyor.