Cilt bakımı kalp kırıklığını iyileştirmez. Ancak kalp kırıklığı yaşarken kendimize yeniden yaklaşmanın yollarından biri olabilir. Bazen iyileşme büyük değişimlerle başlamaz. Bazen yüzünü yıkamakla başlar. Bazen aynada kendine yeniden bakabilmekle. Bazen de uzun zamandır ihmal ettiğin cildine dokunurken, aslında kendine dokunduğunu fark etmekle. Çünkü cilt yalnızca bedenimizin dış yüzeyi değildir.

Bazen yaşadıklarımızın sessiz tanığı, bazen de kendimize dönüş yolculuğumuzun ilk durağıdır.

Bir ayrılık, kayıp ya da derin bir hayal kırıklığı yaşadığımızda yalnızca duygularımız etkilenmez. Vücudumuz da bu sürece biyolojik olarak yanıt verir.

Stres hormonları olarak bilinen kortizol ve adrenalin seviyelerinde değişimler meydana gelir. Uyku düzeni bozulabilir, iştah değişebilir, enerji seviyeleri düşebilir. Bazı insanlar bu dönemlerde ciltlerinin daha hassaslaştığını, daha mat göründüğünü ya da sivilcelerinin arttığını fark eder.

Aslında bu şaşırtıcı değildir.

Cilt ve sinir sistemi, embriyonik gelişim sırasında aynı kök dokudan oluşur. Bu nedenle psikolojik durumumuz ile cildimiz arasında sürekli bir iletişim vardır. Bilim insanları bu karmaşık ilişkiyi "psikonöroimmünoloji" olarak adlandırmaktadır.

Peki Cilt Bakımı Ne Yapabilir?

Öncelikle önemli bir noktayı vurgulamak gerekir: Cilt bakımı kalp kırıklığını tedavi etmez. Hiçbir krem, serum ya da maske bir kaybın yasını ortadan kaldıramaz. Ancak bu durum, cilt bakımının psikolojik açıdan hiçbir değeri olmadığı anlamına da gelmez.

Son yıllarda öz bakım üzerine yapılan araştırmalar, kişinin kendisine ayırdığı düzenli bakım zamanlarının psikolojik iyi oluş üzerinde olumlu etkiler yaratabileceğini göstermektedir.

Bazen mesele kullanılan ürün değil, kişinin kendisine gösterdiği ilgidir.

Yüzünü nazikçe temizlemek, nemlendiricisini sürmek, aynada kendine birkaç dakika ayırmak...

Bunların her biri küçük görünse de kişinin kendisiyle yeniden ilişki kurduğu anlar olabilir.

Araştırmalar Ne Söylüyor?

Japonya'daki huzurevlerinde yaşayan yaşlı kadınlarla yapılan bir pilot çalışmada, katılımcıların bir bölümü üç ay boyunca günde iki kez yüzlerine nemlendirici bir jel-krem uyguladı. Diğer grup ise herhangi bir cilt bakım ürünü kullanmadı.

Çalışmanın sonunda, düzenli cilt bakımı yapan grupta ciltle ilişkili beden algısında anlamlı bir iyileşme gözlendi. Ayrıca psikolojik değerlendirmelerde istatistiksel olarak güçlü farklar ortaya çıkmasa da, olumlu yönde değişim gösteren katılımcı sayısının daha fazla olduğu görüldü.

Araştırmacılar bu sonuçların, cilt bakımının yalnızca cildin fiziksel durumunu değil, bireyin kendisini algılama biçimini de etkileyebileceğini düşündürdüğünü belirtti.

Elbette bu çalışma kalp kırıklığı yaşayan kişiler üzerinde yapılmadı. Ancak bize önemli bir soru sorduruyor:

Acaba bakımın etkisi yalnızca kullanılan üründen mi kaynaklanıyordu, yoksa kişinin her gün kendisine birkaç dakika ayırmasından da mı?

Öz Bakımın Görünmeyen Tarafı

Psikolojide öz bakım, yalnızca dış görünüşle ilgili bir kavram olarak değerlendirilmez.

Öz bakım; kişinin kendisine değer verdiğini gösteren davranışların bütünüdür.

Yeterince uyumak.

Yürüyüş yapmak.

Su içmek.

Yemek hazırlamak.

Cildine bakım yapmak.

Kendine şefkat göstermek.

Bu davranışların ortak noktası, kişiye şu mesajı vermeleridir:

"Ben hâlâ buradayım ve kendimle ilgilenmeye devam ediyorum."

Belki de kalp kırıklığı dönemlerinde ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri tam olarak budur.

Kaynakça:

https://www.cell.com/heliyon/fulltext/S2405-8440(23)00437-1?_returnURL=https%3A%2F%2Flinkinghub.elsevier.com%2Fretrieve%2Fpii%2FS2405844023004371%3Fshowall%3Dtrue

https://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/ics.70050